Hakkımda
|
|
TUTKUSUZ AŞK ÖLMEYE, AŞKSIZ TUTKU MAHVETMEYE MAHKUMDUR. BENİM TUTKUM DA ŞANLIURFA.
|
Kategorilerim
|
|
|
Tercüman(Translator)
|
|
|
Ziyaretçilerim
|
|
Ziyaretçi Sayacım
|
|
Dost siteler
|
|
|
|
2009 AYINTAP-URFA GEZİM-6
05 Ekim 2009 pazartesi günü uyanınca arabamıza binip yola düştük. Canım Urfam'ın çıkışındaki Eyüp Nebi Mahallesi'ne ulaştık. Burada Hazreti Eyüp Aleyhisselam'ın çile çektiği mağara, yıkandığı ve içtiği şifalı suların da kuyusu var. Urfa'ya her gelişte Eyüp Nebi'ye uğramadan olmaz, değil mi.
Bilmeyenleri aydınlatmak için yazayım, Akçakale yoluna doğru giderken Urfa'nın çıkışında Eyüp Nebi Mahallesi var; burada sabır kuyusu ve çile mağarası var Hazreti Eyüp'ün (AS). Viranşehir Yolu'nda ise Eyüp Nebi Köyü var. Orada da Hazreti Eyüp'ün kabri var. Ayrıca Hazreti Elyesa (As.), Hazreti Rahime Hatun (ra) (Eyüp Nebi'nin eşi), az aşağıdaki köyde de Hazreti Eyüp'ün iki oğlu medfun.
Ziyaretimizi gerçekleştirdikten ve şifalı sudan içtikten sonra hızlıca oradan ayrıldık. Çünkü gitmeden önce Konya'daki dost ve akrabalarımıza götürmek üzere su doldurmak için buraya tekrar gelecektik, biiznİllah.
Şanlıurfa-Harran-Akçakale Yolu'nda ilerlerken rast gelen bir fırından tırnaklı ekmeklerimizi aldık ve yol kenarında gördüğümüz ufak bir parkta kahvaltı için durakladık. Bizimkiler çay tiryakisi oldukları için çayımız yol boyu hazır zaten termoslarda. Kahvaltılıklarımızı da çıkarınca muhteşem soframız hazır oldu. Söğürülmüş isot olmadan olmaz tabi :)
Bu güzel aileyle tanışmamıza vesile olan oğulları Hüseyin'i bu yıl göremedik, hafızlık eğitimi için şehir dışına gitmiş çünkü. Babam yine İmam amca'yla bakkalda oturdu. Biz de Hüseyin'in annesi Sâra Teyze, babaannesi, kız kardeşleri ve ablası Zehra ile evde. Maksadımız bir selam verip uğramak ve akşam dönüşte müsaitlerse çay içmeye gelmek istediğimizi söylemekti. Ama olmadı tabi :) Önce Sevgili Zehra'nın elinden güzel bir çay içtik, sonra da öğlen yemeği için alıkonulduk :)
Bu arada evin çatısına çıkıp isotun yapılışını gördüm ilk kez. Biber salçası yapımı, çatıdan Uğraklı Köyü manzarası, dalında taze isotlar derken; yemek vakti geldi.
Yemekten sonra Urfalı dostlarımızla vedalaşıp Harran'a doğru yol aldık. Ancak akşam dönüşte çaya gelmemiz için o kadar ısrar ettiler ki, sonunda mecbur söz verdik :) İlk durak hiç değişmez; Ebul Vefa Şeyh Hayat bin Kays El-Harrani (Hayat El Harrani) Hazretleri. Ziyaretin ardından Harran'da bu yıl bulunmuş olan Hazreti Yakup kuyusuna gittik. Sonra kümbet evler, Ulu Cami, Harran Üniversitesi, Harranlı çocuklarla sohbet derken Haliloğlu Harran Evi ve Ali Kızıl Harran Evi'ne gittik. Halam ilk kez gördüğü Harran kümbet evlerine ve içerisindeki eşyalara hayran kaldı. Anlatışımın iki cümleye sığdığına bakmayın, Harran'dan çıkışımız bir kaç saati buldu:)
Harran merkeze yakın bir köydeki İmam Bakır Hz. Türbesini de ziyaret ettikten sonra Akçakale'ye gittik. Neden bilmem, bu ilçeyi çok seviyorum. Belki de ilk geldiğimizde yaşadığımız güzel anılardandır. Orada gezecek hiç bir yer olmadığını bilsek de, sadece havasını solumak ve sınırdan Suriye'ye bakmak için gittik Akçakale'ye. Akçakale, Güzel Urfam' ın güzel ilçesi...
Yeterince seyredip doyamadıktan sonra yola koyulup Aygün ailesine vardık tekrar, ne de olsa söz vermiştik. Çay diye sözleştiğimiz halde hemen yemek koymak istediler ama o kadar toktuk ki zorla geri çevirdik. Ne kadar içten, ne kadar candan insanlar Ya Rabbi... MaşaAllah.
Güzel bir çay faslından sonra vedalaşıp merkeze doğru yola koyulduk. Yolda giderken sağ kolda kalan ve benim merakla gezmek istediğim Toru Toys'a uğradık (Sene içi Şanlıurfa Radyo Mega'yı internetten dinlerken sürekli reklamı çıkıyor). Yeğenim Hamza paşama ve halamın torunu Ege'ye oyuncaklar aldıktan sonra merkeze geldik. Değişmez künefecimiz Gümrükhanı'ndaki Hacı Abdurrahmanoğulları'na gidip (gecenin o saatinde nasıl yenir demeyin) o nefisss künefeyi yedik. Allah (c.c.) tekrarını nasip etsin hayırlısıyla :)
Saat ilerlemiş, olsun. Urfam'da geçirdiğim her dakikayı değerlendirmeliyim. Birazcık az uyusam ne olur ki... Abide İş Merkezi ve Abide AVM'ye gittik. Orayı da gezdikten sonra babamla halamın vücut dirençlerini fazla zorlamamak için otele dönmeyi kabul ettim :)
Sığmayan resimleri bir başka yazıda eklerim inşaAllah. Yeni bir yazıda buluşmak ümidiyle. Umut hep vâr olsun.
|
Tarih: 11:10, 15/12/2009 Kategori: YAZILAR |
Yorum (3) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
2009 AYINTAP-URFA GEZİM-5
Suruç'a giderken yol boyunca fıstık ağaçları selamladı bizi. İlçeye yaklaşınca bir petrolde ihtiyaç molası verdik. Petrol sahibi çay ikram etmek isteyince, İstanbul'da oturan ve Urfa'ya ilk kez gelen halam birden "parasını alırsanız olur" deyiverdi :) Haklı kendince, onun yaşadığı şehirde bir petrole durup hiç bir alış veriş yapmaz ve üstüne bir de lavaboyu-suyu kullanırsanız, petrol sahibi size çay ikram etmez. Sonra ben halama açıkladım "bu dediğin Urfa'da hakaret sayılır" diye. Alışacaktı o da yazık :)
Çayımızı içtik, benzinimizi doldurduk ve Urfa'da duymaya alışık olduğumuz o güzel sözle uğurlandık; "Yolunuz açık olsun."
İlk durağımız Şeyh Nasır Türbesi:
İlçe merkezindeki Ahmed-i Bican Camisi'ni ve nar anıtını da gördük. Urfa narı meşhurdur, hani türküde de geçer ya "Karaköprü narlıktır" diye. Gerçi Karaköprü artık narlık değil, binalık :(
Sonra Aligör'ü (yeni adıyla 11 Nisan) geçip Ziyaret Köyü'ne vardık ve Şeyh Mesleme Surucî Türbesi'ni (Şeyh Müslüm) ziyaret ettik, Allah (c.c.) kabul etsin. Ziyaretin ardından Suruç'a yakın Kara Köyü'nde medfun bulunan Şeyh Salman Türbesi'ne gitmek için yol sorduk, ve Urfalı canlardan biri "ben sizi götüreyim" diye sağolsun arabamıza bindi.
Hep Harran'da görmeye alışık olduğumuz kümbet evlerden Kara Köyü'nde de gördük.
Artık öğlen olmuştu ve Urfa merkeze gidip yemek yemenin zamanıydı :) Merkeze varınca istikametimiz (her yıl olduğu gibi) Kadir Usta'nın dükkanı oldu, 63 Ciğer ve Kebap Salonu.
Veee halam için büyük buluşmanın zamanı geldi, defalarca rüyasında gördüğü Balıklıgöl'e gittik.
Balıklıgöl'deki alışveriş dükkânı, amfi tiyatro üstünde çay keyfi, Mevlid-i Halil mağarası ziyareti (Hazreti İbrahim AS.'ın doğduğu mağara), Anzılha Gölü (Ayn-ı Zeliha), Şurkav Çarşısı gezisi derken akşamı ettik. Otele gidip girişimizi bile yaptırmamıştık henüz ama, Kadir Usta'nın yarın açık kalp ameliyatı olacağını duyduğumuz için kendisini ziyarete gitmek istedik. Tatile gittiğiniz bir şehirdeki lokanta sahibi ile tanışıyor, hatta ziyaret için evine gidiyorsunuz. Başka yerde olsa bana çok tuhaf gelir, ama burası Urfa :) Ustanın yeğenini dükkandan aldık (evin yerini bilmediğimiz için) ve ayağımızın tozuyla hasta ziyaretine gittik. Bir yarım saat oturup kalkmayı planlarken, bizi zorla yemeğe ve çaya alıkoydular. Miss gibi Urfa lahmacunu ana yemekti. Kadir Usta ve ailesi bizi çok sıcak karşıladılar.
Güzel bir akşamın ardından otele gidip dinlendik. Zira bir sonraki gün için enerji toplamamız gerekiyordu. Yeni bir yazıda buluşmak ümidiyle. Umut hep vâr olsun. |
Tarih: 12:06, 9/12/2009 Kategori: YAZILAR |
Yorum (7) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
KURBAN BAYRAMI'NDA ÇİĞ KÖFTE
Ablam hilaltimur 'un benden erken davranıp :) sayfasına eklediği çiğ köftemizden bahsetmek istiyorum. Ailemizin çiğ köftecisi benim. Önceden tarif üzerine yapardım. Canım Urfam'a gide gele ise oradaki dostlarımızdan öğrendiklerimi uygulayarak yapmaya başladım. Geçenlerde yapraksarma Zeynep Ablam'ın "komşularla çiğ köfte etkinliği" yazısını okuyunca yapmaya karar verip bizim evde yoğurduğum çiğ köfteyi, Urfa usulü sunum yapmıştım ama o gün bugün eklemek bir türlü kısmet olmadı. Bayramda babaannemlerde yaptığımı ise ablamın özel isteği üzerine kısır gibi sıktım. Şu an diğerinin resimleri yanımda yok, o yüzden sunum resmi usulüne uygun olmadı, belirteyim.
Urfalı dostlarımdan öğrendiğim birbirinden değişik bilgiler var. Mesela bir tanesi çiğ köfteye tuzundan daha fazla toz şeker koyup yoğuruyor. Bu bana çok ilginç geldi. Ama ben şeker eklemeden yoğuruyorum. Bir diğeri bazı Urfalılar "çiğ köftede asla domates olmaz, sadece salça olur" derken, bazıları domatessiz olmaz diyorlar. Aynı şekilde sarımsak da. Bir kısmı baharat olarak kekik ve yenibahar da kullanırken, bir kısmı karabiberden başka baharat olmaz diyor. Ki ben de genelde öyle yapıyorum.
Ben köfteyi göz kararı yapıyorum. Öyle gördüm dostlardan, öyle uyguladım. Burada göz ölçüm şu, ne kadar et kullanıyorsanız, onunla aynı ölçüde isot ve ondan az daha fazla düğü (ince bulgur, ya da Antep ağzıyla simit) kullanmanız lazım. Eti yoğurma kabına koyduğunuzda isotu da yanına dökün, ve hizaları aynı olunca tamam demektir. Düğü de ondan az fazla dökülecek işte. Size tarif edeyim nasıl yaptığımı. Bununla sekiz dokuz kişi doyuyor.
MALZEMELER
*300 gr kadar çiğ köfte eti
*Görüntü olarak onunla aynı miktarda isot
*350 gr kadar düğü
*1 büyük boy soğan
*Bol maydonoz
*3-4 orta boy domates
*4-5 diş sarımsak
*5-6 sap taze soğan
*Karabiber
*1 yemek kaşığı domates salçası
*2 yemek kaşığından biraz eksik biber salçası
*1,5 adet limon
*Biber salçası ve isotta tuz olduğu için ben hiç tuz koymuyorum, tam karar oluyor.
YAPILIŞI
Soğanları, sarımsakları ve maydonozları çok çok ince kıyın, ama robotta çekmeyin. Ezilir çünkü. Domatesleri de rendeleyin. Eti ve isotu yoğurma kabında iyice yoğurun. Çiğ köfte leğeniniz varsa ne âlâ. Benim yok, dolayısıyla biraz daha fazla enerji sarfetmem gerekiyor. Karabiberi de ekleyin ve eti pişire pişire güzelce yoğurun. Sonra düğüyü (ince bulgura biz Konyamız'da düğü deriz) azar azar ekleyin. Eklediğinizi yedirince biraz daha, biraz daha derken tüm düğüyü alın. Köfteyi yazın yoğuruyorsanız buz ile yoğurmak çok mantıklı oluyor (hem sıcaktan hem de acıdan elleriniz yanmasın diye). Kışın da içine az su alarak yapanlar var. Ben hiç su koymuyorum. Daha güzel oluyor. Ardından salçaları ekleyin ve yoğurun. Sonra kuru soğanı ve yeşil soğanın beyaz kısımlarını ekleyip tekrar yoğurun. Ve bu arada halka halka doğrayıp çekirdeklerini çıkardığınız limonları da yoğurma kabına alın. Ben limonu sıkarak sadece suyuyla ya da ortadan bölerek o şekilde yoğuruyordum. yapraksarma Ablam'ın sayfasında halka halka konduğunu gördüm ve çok mantıklı buldum. Böylece hem çekirdeksiz hem de daha kolay yoğurulmuş oluyor. Karışımınız tane tane dağılma kıvamındayken domatesi koymanın vakti gelmiş demektir. Limonları çıkarıp domatesleri ekleyerek yoğurmaya devam edin. Karışım macunlaşıp da tepsiden kalkmayacak hal aldığında köfteniz olmuş demektir. Tüm karışımı bir araya toplayıp parmaklarınızı batırıp havaya kaldırdığınızda, tepsinin de köfteyle birlikte kalktığını görürsünüz. İşte bu anda yeşil soğanın yeşil yani yaprak kısımlarının ve maydonozun { Urfa dilinde bahteniz :) }eklenme zamanı gelmiştir. Yeşillikleri fazla öldürmeden tekrar yoğurun. Sonra köfteyi tepside dikdörtgen bir halde toplayın; mozaik pasta yapar gibi. Bu işlemi yaparken parmaklarınızı su ile ıslatın ve köftenin tüm yüzeyini ıslak parmaklarla düzeltin. Sonra kişi sayısına göre dilim izleri koyup, o izlerden kopardığınız köfteleri ıslatılmış elinizde top gibi yuvarlayıp; bir basışta tüm avcunuzun ve parmaklarınızın izi çıkacak şekilde kişi başına tabaklara dizin. Kiftemiz (Urfa'da böyle de deniyor) yenmeye hazır :) Afiyet olsun.
PÜF NOKTALARI:
*Köfteyi yerken yanında ayran içmeli, arkasından ise ya çay içmeli ya da tatlı yemelisiniz. Bu midenizin acıdan etkilenmemesi için çok önemli.
*Köfteyi yoğurup da en son yeşillikleri katmadan önce elinize büyükçe bir bıçak alın (kurban bıçağı gibi). Köfteden de avucunuza sığacak kadar toplar alıp bu bıçakla köfteyi hızlı hızlı didin. Böylece etin içinde kalmış tüm sinirler ayıklanacaktır. Bunu kulakları çınlasın Urfa'da Urfalı Bahattin Ağabey'den öğrendim.
|
Tarih: 09:14, 7/12/2009 Kategori: DAMAK TADI |
Yorum (5) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
ANTEP DOLMASI (yapraksarma' dan)
Doğuyu sevdiğim gibi mutfağını da seviyorum. Geçenlerde yapraksarma Ablamın sayfasından dolma tariflerini incelemiştim ve arife günü babaannemlerde zeytinyağlı dolma tarifini denedim. İstanbul'dan halam ve babamın teyzesi de bizdelerdi, hep birlikte tattık.
Konyamız'da zeytinyağlı dolmanın içi renk olarak bembeyazdır, salça konmaz. Genelde fıstık ve kuş üzümü de konur ama ben sevmem. Tuzlu bir yemeğin içinde tatlı üzümün ve tatlılara yakışan fıstığın ne işi olur hiç anlayamadım yıllardır. Antep dolmasında ise hem bunlar yok hem de salça var, üstelik acı. Yani tam benlik :)
yapraksarma' nın tarifini aynen uyguladım, tek farkı patlıcan değil dolmabiber kullanmam ve sarımsakları yanlışlıkla soğanlarla birlikte kavurmam :) Bir de dolma içini pişirirken suyu tarifte yazandan birazcık fazla koydum.
O gün mezarlık ziyaretlerine gittiğimiz için dönüşte ocağa koyduğum dolmaların pişmesi yemekten kalkmamızı buldu. Tüm ev halkı merakla Antep dolmasını beklediği için tok da olsalar tatmak istediler :) Herkes tarafından çok beğenildi. "Bu bizimkinden daha güzel, artık biz de böyle yapalım" dediler. Böylece tarifim İstanbul'a da ulaşmış oldu :)
Bu güne kadar sayfasından alıp denediğim her tarif tuttu ve beğenildi, buradan yapraksarma Ablam'a teşekkürlerimi ve sevgilerimi yolluyorum.
İşte tarifimiz { yapraksarma'dan kopyala yapıştır yapıp düzenledim, hakkını helal etsin :)} ve benim pişirdiğim dolmanın fotoğrafı:
Malzemeler:
*2kg kadar taze dolmalık biber *7-8 adet kuru patlıcan dolması *1 su bardağından az fazla zeytinyağı *2 yemek kaşığı biber salçası *1 yemek kaşığı domates salçası *1 çay kaşığı karabiber *2 adet kuru soğan *7-8 diş sarımsak *1 çay kaşığı limon tuzu *3 su bardağı pirinç *tadına göre tuz Pişme süresi 2 saat
Yapılışı: Biberlerin tohumlarını elimizle içine bastırarak çıkarıp, tohumlardan 5-6 tanesini dolma içine doğramak için ayırıyoruz. Kalan saplarını ise sonra biberlerimize kapak olarak kullanacağız (ben domatesten kapak yaptım). Patlıcanları tam 10 dakika sıcak suda haşlıyoruz. Haşlanan patlıcan tırnağımızı bastırınca yumuşsaksa olmuş demektir. Patlıcanların acı suyu çıksın diye soğuk suda bekletiyoruz..
Pirincimizi de 1 saat önceden sıcak suya koyup ıslatıyoruz.
Tencereye yağımızı ve ince doğradığımız soğanımızı alıp kavuruyoruz. Kavrulan soğana suyu süzülmüş pirincimizi atıyoruz. Biraz da öyle kavurup salçasını koyuyoruz. Yarım bardak da su koyup altını kısarız. 5-10 dakika pişen pirinci leğene alırız. İçine karabiber,sarımsak,limontuzu.doğradığımız biber tohumunu ve tadına bakıp tuzunu ekleriz.İçimiz soğuyuncada dolmamızı doldururuz..Doldurduğumuz dolmaları arda arda birbirinin içine geçecek şekilde en alt sıradan başlayarak dizeriz.
Doldurduğumuz dolmaların üzerine kaşığın ucuyla salçayı suda eritip dolmanın yarısını aşacak şekilde sıcak su koyup üzerine ağır bir tabak ile dolmayı bastırıyoruz. Daha sonra fokurdayıp ses çıkınca altını kıstığımız küçük ocağa alıp ağır ağır pişmesini bekliyoruz..Pişme süresi yaklaşık 2 saattir.
Tarifin orijinalini buraya tıklayarak görebilirsiniz. Afiyet olsun. |
Tarih: 10:35, 2/12/2009 Kategori: DAMAK TADI |
Yorum (6) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
YENİ ŞABLONUM
Şablon konusunda uzun zamandır sıkıntıdaydım. Sevgili http://muazzezv.blogcu.com/ un oluşturduklarından bir tanesini severek kullanıyordum ama o da Urfam'ı yansıtmıyordu. Uyarladıklarımın hiç biri istediğim gibi olmayınca kendi şablonumu kendim yapmaya karar verdim ve nasıl yapılacağını araştırarak işe koyuldum. Sonunda sayfamın bu yeni hâli ortaya çıktı. Taslakta http://muazzezv.blogcu.com/ 'dan aldığımı tamamen silmedim, kendi istediğim gibi uyarladım. Canım Urfam'ı güzelce yansıttığına inandığım bu yeni şablonumu beğeninize sunarken, daha önce şablonunu kullanmama izin veren sevgili http://muazzezv.blogcu.com/ 'a tekrar teşekkür ederim. |
Tarih: 16:03, 23/11/2009 Kategori: YAZILAR |
Yorum (6) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|